Pazartesi, Temmuz 21, 2008

sözünü tümletme...

kısa ve rahatsız uykuların son dakikalarında bilinçaltı mutlaka önemli bir şeyleri yoğurmakta olur. o anlarda dünyayı değiştirecek fizik formüllerinin mucidi mi olmaz insan, günlerdir giden sürüncemeleri bir nefeste halledecek dermanlı mı bulmaz, olmayacak yoktur işte. çok yakın bir geçmişte bunaltıcı bir öğle sonrasında televizyon karşısında ufak bir uyuklamanın sonunda yakalamıştı beni. lisedeki yıllığıma yazdığı yazıyı küçük gülümseyişlerle okuyordu. ev buz gibiydi, çok sevdiğim iki insan az önce tartışıp kırılmışlardı birbirlerine. sarı ışıklı odayı anlamlandıran onun orada oluşuydu. nereden gelmişti o kadar yıl sonra, üzerinde kimseyi otururken göremediğim tekli koltuğa ne zaman gelip sakince oturmuştu? gerçekte çok kısa geçen zamana rağmen o kadar çok şey konuşmuştuk ki bütün dertleri dökmüşçesine derin bir nefes almıştık ardından. "sözünü tümletme" dedi, sonra kayboldu her şey ve o anda bu sözün dünyanın en önemli sözü olduğunu fark ettim. sıcağın içinde kendimi yeniden bulunca, onca yıldan sonra yeniden yolumu aydınlatmasına mı şaşırsam, yoksa söylediklerinin aslında ne anlama geldiğini mi uzun uzadıya düşünsem bilemedim. oysa çok basitti, eğer bir sözün varsa söyleyecek, söze başlayıp sözü bitiren aynı kişi olmalıydı ki tüm yükü gönülle alabilsin omuzlarına, tüm cefayı bilerek çeksin. söylediğinin ilk tınısı sonunda da aynı güzellikle parlamayacaksa, yazıların ilk cümlesi sonuncusuyla aynı hissi uyandırmayacaksa, ilk ile sonun ortak bir duygusu olmayacaksa neye yarardı o sözün varlığı? sözüm bana özgü olacaksa, benden bir iz taşıyacaksa onu tümleyen de, ne kadar kıymetli başka biri bulunuyorken bile ben olmalıyım, çaresizliğime ağlamak yerine kendi düşüşüme gülüp geçmeliyim; bugün de, yarın da...

"i'm sorry but you can't..."

Get this widget | Track details | eSnips Social DNA



-saçma gibi değil gibi, ancak çok anlamlı geliyor bana halen. paylaşmak istedim. -

Salı, Temmuz 15, 2008

bu sabah

"onu özlüyorum, benim beklediğim sabahı" demişti bir gün, ansızın, hayatına dair izleri bir çırpıda ancak usul usul önümüze döküvermek istercesine. o gün anlamıştım sabahların aslında bahşedilmiş güzel birer armağan olduğunu, her şey yıkılıp enkazın altından zar zor çıkıldığında atılan ilk adım gibi, sendeleyerek de olsa bu başlangıçtan memnun bir halde. elimi uzattığım ilk sabah değil bu, son sabah da olmayacak; ne var ki olağanlığın, insan olmanın nasıl bir şey olduğunu tam unutacakken hatırlattığından her seferinde, yine hazır olacağım kapılıp gitmeye, yine büyük başarıları ve güzellikleri dolu dolu yaşama arzusuyla yanacak, ve ardından yüzüstü çakılmaların sert tokatlarıyla ne olduğumu bilemeyeceğim. dönüp gidecek yaşamın içerisinde bir kader, ve her yükseltiyi yepyeni bir başlangıç, her düşüşü kocaman bir esbabı keder sayıp öyle ya da böyle devam edeceğim. burun kıvırsam da aslında halen en rahat nefesleri aldığım zamanlardan biridir bu sabah, yine ve yeniden gülümseyebilmek için tanrıların lütfettiği, bazen ardından durup düşünülesi, kalbe en yakın hissedilen ruhların sesleri bilindik ama anlamlarının farkına varılmamış şarkılarıyla bezenmiş bir güzel rüzgârdır, daha beteri olamaz'ın getirebileceklerine kararlılıkla hazır olmak ve bütün bunlara rağmen hâlâ sevmektir, nesneyi bulmak için eklediğin onu zamirinin altında neyin ya da kimin olduğunu sormaksızın.
ve ardından, dört yıl öncesinde olduğu gibi, kimden ya da neden kaçtığımı, neye sığındığımı bilmeksizin dinleyeceğim bu şarkıyı, her seferinde o yeni başlangıçları en sevdiğim sabahlarda yaptığımı düşünerek, hiçbir şey yap-a-madığımı bilmeden.


Candan Erçetin - B...




"sözünü tümletme..."