Pazartesi, Ağustos 18, 2008

saplantı- hedefi şaşırmak

herkesin kendi kahramanlığını ilan ettiği ortak bir masalın kendini büyük ölçüde tekrar eden sayfalarının birindeyim ben de, atlaya zıplaya geçip giderken denk gelen farkları anlatmak istiyordum. hayat hep aynı şeyleri sunuyor olabilirdi, oysa aynı ağlaklığın farklı anlatımlarını sunmak bile artık sıkıcı geliyordu bana. bu sefer daha farklı duyuşlardan bahsetmek istiyordum, ne bileyim işte, öğleyin yapıp dolaba attığım uyduruk pastadan, yeni çekilen kahvenin kokusundan, adı bilinip kendi bilinmeyen bir ege kentinin tuhaf sıcağından, sırf acaba ne olacak diye izlediğim günlük dizilerden, bana güzel şeyleri anımsatan resimlerden, gecenin bir vakti parkta ufak veletlerle koşuşturmalarımızdan dem vuracaktım. anlamsızca haber beklediğim şeyler vardı, ben sıkıntıyla otururken var gücüyle emeğini sunan bir can, yüzyıllık çaresizliğini büyüttüklerine katık eden bir kaynak yanı başımdaydı. bunlarla sarılıydım, aynı masalın iyi kötü bir kahramanıydım.
                      
bir de ardımdan gelenler vardı. sürüklediklerim rahat yüzü verir miydi? karamsar şeyler yazıp yüreğimi daha da burkan şarkılar dinlemek elimdekini iyileştirmiyordu ki. böyle vakitlerde sen de çıkıverirdin o sürüklenen şeylerin arasından. dağınık uykuların rüyalarında dertleşir, havadan sudan konuşur, gülüşürken görürdüm ikimizi. iki arkadaştık. hareketli zamanlarda ufak boşluklar bulduğumuzda, ufak bir yazıyla, bir gülümsemeyle, bir öyküyle anımsardık kendimizi. benim sayemde, senin sayende. okuduğun bir şiirde yaşadığım ve yaşayacağım her şeyi aynı anda gözlerimin önünde bulurdum. sevdiğim ya da sevmediğim, sonradan üzüleceğim şeyler olmuştu, olacaktı. yolların ket vuruşlarına rağmen nefes almaya çalışacaktık. paylaşacağımız çok şey olacaktı daha, olmadı. tutunuşlarımızın öykülerini okurken yarım kalmıştık.
                        
zamanlar ayrı gayrı geçse de özlediklerini hala seziyorum. ardımızda kalanın bir dilimiydi o zaman. bir şarkıda, yazdığın bir sözde, karadut çayında, kalemlerin izinde, bir sigaranın külünde, dandik metal dolaplarda, minik zarflardaydı hala. şimdi hiçkimse bu kadar incelikli düşünmüyordu, karanlıklara inat yaşamak daha da zordu, yangın durmak bilmiyordu. adımların, alnındaki çizgiler, verdiğin bir selamdan okuyordum kayıpların öyküsünü. hayal kırıklıklarının acısının, zorundalıklarının dilinden dökülmesine gerek kalmamıştı. sen de en az herkes kadar kahramanıydın bir masalın, yok olup gidene kadar en iyi oyunculuğunu çıkaracaktın. seni izlemeye öyle alışmışım ki o zamandan beri, ne vakit bir karakterin kahramanlığını düşlesem, kendi masalımı bir kenara bırakıp izlerim seni. oyunun bedelini, herkesin bu öyküyü dinleyip evine gitmesinin ardından hangi köşeye gizlendiğini düşlerim kendimce. şarkılar çalar, insanlar yeni öyküler dinlemeye hazırdır çoktan. hayaldeki sözler, resimler, içeride yer eden cümleler birbirine karışırken, aynı hikayede takılı kalırım yine.
       
gerçekliğin, hayalime dolaşır; ipler kayar gider elimden...
    

       

Get this widget | Track details | eSnips Social DNA