Pazar, Mayıs 17, 2009

eğlencelik: eurovision falan filan

güzel bir bahar günü, hatta yaza iyice yaklaşmış bir bahar günü. sevgili okur, müsaade ederseniz bu sefer yalnızca havadan sudan konuşmak istiyorum. bu aralar harıl harıl diye tabir edilen cinste çalıştığım ve bir akademik dönemin sonuna gelmiş bulunduğum için iş güç arasında az buçuk keyif yapayım diye dün akşamı tercih ettim. yorgunluğun had safhada olduğu bir mesaiden sonra markete gidip saf saf gezindim, yemeğimi, çerezimi, içeceğimi, tatlımı hazır edip akşamki eurovision şenliğini beklemeye koyuldum. bir yandan da şarkılar televizyonda dönüp durdu ben mutfakta koşuştururken. sanki bir yılbaşı akşamıymış gibi kendimi eğlenceye hazırladım ne hikmetse, anlaşılan o ki biraz kafa dağıtmaya ihtiyacım varmış. her neyse arkadaşların da gelmesiyle bizim eurovision şenliği başlamış oldu.

şarkıları dinlerken bir yandan da gırgır muhabbet iyi geldi. sevdiğim ve beğenmediğim şeyler oldu bu yarışmada, bu nedenle kendimce biraz yorumlayayım istedim şarkı ve gösterileri. önce hadise'den başlayalım, şarkıyı ta yılbaşından beri dinlediğimiz için güzel ya da değil bir şey söyleyemez oldum,sanki çok eskiden beri biliyormuş gibiyim. sesi titredi filan söylerken heyecanlandı evet, ancak bunun çok büyük bir sorun olduğunu sanan arkadaşlar, 2003'te sertab erener'in performansını bir daha dinleyiversinler, kadın kalpten gidecekti neredeyse. danslar filan da iyiydi, son zamanlarda eurovision için formata göre seçilen en mantıklı şarkılardan biriydi fikrimce. hadise iyi iş çıkardı, kendini dünyaya daha iyi tanıtmış oldu hiç değilse.

ne yalan söyleyeyim, şubat ayından beri severek dinlediğim fairytale'in birinci olmasına çok ama çok mutlu oldum. alexander rybak da ne güzel yazmış etmiş, bestelemiş söylemiş filan. ilk dinlediğimde aklımda geçen cümle şu olmuştu: insan masallara aşık olmayagörsün... onca çekici gösterinin içinde en masum olanı da onunkiydi, iyi de oldu. kazandıktan sonraki söyleyişinde de bir dinginlik ve derinlik vardı, bakışları sanki şarkıyı yazdığı kişiye bu ödül senin diyordu. sırf bu yüzden, bu içtenliğiyle helal olsun o ödüller kuzum.

yunanistan'ın en başından beri pek sevemediğim "this is our night"ı 7.'liği sakis rouvas'ın sahnesi sayesinde alabildi bence. keşke ilk elemeyi yaparlarken seçtikleri üç şarkıdan başka birini seçselerdi, ikisi de bundan iyiydi kanımca. ya da bir sonraki eurovision'a yunanistan'dan manolis lidakis katılsın, bu yıl patricia kaas'ın yaptığı karizmanın birkaç katını o büyüleyici sesiyle şarkısının ilk sözcüğüyle yaratıversin, bütün gsm operatörlerini seferber edeyim(heheh). hoş böyle bir şeye de gerek yok zaten, o benim gönlümdeki müziğin en mütevazi birincisi, hayatımın fon müziklerinin biricik solisti... (öhöm, bundan sonrası başka bir yazının konusu zaten :))

moldova'nın goran bregoviç çağrışımlı şarkısı da şahaneydi ancak hak ettiği yeri alamadı maalesef. aynı şey 2005'te boonika bate doba için de olmuştu, şarkı şahaneydi, solist pek güzel eğlendirdi ama yarışmayı kazandırmadılar o güzelim şarkıya. efendime söyleyeyim geçtiğimiz yılki eurovision'da yarı finali geçememiş ancak benim hala bayıla bayıla dinlediğim bir o julissi na jalini adlı şarkısı vardır belçika'nın, o da eurovision'un kadir kıymet bilmezliğine kurban gitmiştir. yine bu yarışmayı yıllardır takip eden biri olarak (evet çok eğlenceli) dinlediğim en güzel şarkı 2006 yılında bosna hersek adına katılan lejla'dır. o da aynı sebepten en iyi ihtimal neticesinde üçüncü olabilmiştir, hala güzeldir, hep güzel kalacaktır, kalplerin şampiyonudur o ayrı.

neyse dün geceki yarışmaya dönecek olursak, azerbaycan'ın gösterisi gayet hoştu, aysel kızımız güzel güzel dans edip şarkısını söyledi, arash bey oğlumuz da gayet iyiydi. aslında gösterisi akılda kalan ve derecesinin yüksek olacağını umduğum bir ülke vardı, portekiz. gökkuşağı gibi bir fonda efendi efendi söylediler şarkılarını, öyle orayı burayı açmaya gerek kalmadan da çok güzel bir gösteri sunulabileceğini gösterdiler. ingiliz ablanın zarifliği ve şarkısı bana eski kushelrock albümlerini anımsattı, değil mi efendim nerede o eski slow şarkıları 90'ların? danimarka'nın şarkı söyleyen grubu da gayet iyi müzik yapıyordu, gitaristler filan da gayet karizmatik görünüyorlardı. playlistimize bir şarkı daha attık sayelerinde.

bu noktadan sonra yarışmanın en kötü oscarlarını sunalım. birinciliği açık arayla rusya'ya verirdim böyl bir imkanım olsa. o kadar eğlencenin renkliliğin ve dahi zerafetin içerisinde sen kalk anne anne anneciğim diye şarkı söyle, yetmezmiş gibi bir de o görüntülerle insanlara bir ne oluyoruz dedirt, üstüne hüngür şakırt ağla. yarışmanın ev sahipliğine hazırlanmaktan doğru düzgün bir şarkı seçememişler anlaşılan. üzüldüm ablayı öyle ağlak suratla görünce. geçti gitti üç dört dakikada neyse ki. bir diğer kötü oscar da almanya'nın disko topu pantolonlu şarkıcısı ile 502lerin ince bel koca kalça modasından fırlamış dita von teese'ine. dans filan eyvallah da bir estetik göremedim şahsen. ermenistan'ın şarkısı bulunduğu coğrafyadan kopmuş gelmiş gibiydi, lakin hazzetmedikleri ülkelerden arak esintiler de yok değildi. tarafsız bakılacak olursa hoş bir şarkıydı genelde. izlanda'nın şarkısı da ikinciliği alacak kadar muhteşem değildi işin doğrusunu söylemek gerekirse. ha bir de arnavutluğun solisti ne kadar şirinse arkadaki mavi adam o kadar ürkütücüydü, hiç gerek yoktu ona mesela. ukrayna'nın açık gösterisi şarkıyı adam etmemiş, onu da görmüş olduk.

aklımda kalanlar bunlar oldu şimdilik. geçmiş yıllara nazaran daha iyi şarkılar yarıştı bu yıl bence de. yarışma sonrası albümü dinlemek de gayet güzel oluyor. bir sonraki eurovision'da görüşmek dileğiyle. (delta zımba)

not: bir de yarışmadan sonra disco kralı'nda denk geldiğim ferhat güzel'in begüm huu adlı şarkısı ekrana birkaç saniye boş boş bakmama neden oldu, sonradan gülmekten bir hal oldum elbette. dinleyiniz, dinletiniz efendim :)