Pazar, Haziran 21, 2009

hoş geldiniz...

hisseli harikalar kumpanyası'nın "hisseli harikalar kumpanyası açıyor perdesini açıyor" diye bildiğimiz şarkısının yanısıra kulaklara çalınan ve ortalıkta pek bulunmayan bir açılış şarkısı vardır, "hoş geldiniz" namında. ilk kez rıza karaağaçlı'nın 90'larda radyo mydonose'da yaptığı gece programında duyup dilime dolamıştım. o gün bu gündür yeniden bütünüyle dinleme fırsatım olmamıştı. hatta kendi bloguma, "sanal alemde sakin bir liman"'a yazdığım giriş notu da bu şarkıdan esinlenerek yazılmıştır. her neyse efendim, bir meraklı araştırmacının google analytics'te bıraktığı arama sözcüklerinden yola çıkarak bu güzide şarkıyı youtube'da bulmuş bulunmaktayım. umarım kendisi de -kim olduğunu bilmiyorum- görür bu şarkıyı. neyse, izleyelim efendim:



en bilindik sözleri de şu şekilde:

hoş geldiniz, hoş geldiniz, hoş geldiniz...

tiyatrolar, kantolar,
sopranolar, altolar,
hepsi bizim çadırda
efendim buyursunlar

bu çadırda doğduk biz
çadır bizim evimiz
sizleri eğlendirmek,
güldürmek görevimiz

hoş geldiniz, hoş geldiniz, hoş geldiniz...
---

bir müzikali açmaya ne uygun bir şarkıdır...

Pazartesi, Haziran 15, 2009

yaz başında oradan buradan...

Mayısın olanca sıkıntısı, yoğunluğu, koşuşturması yerini haziranın yavaş yavaş rahatlamalarına bıraktı. Elbette iş güç devam etmekte, lakin o başımızı kaşıyacak vakti bulamadığımız, günde ikişer saat uykuyla haftayı geçirdiğimiz zamanlar şimdilik geride kaldı. Hal böyleyken hemencecik güzide memleketim Nazilli'ye uzandım bir iki günlüğüne. Biraz ev içi, biraz ova dere derken geçiverdi tatil ve yine buradayım. Ofis içi günlük tempoda yapılan şeyler belli ya, benim için asıl eğlence akşamları izlediğim birbirinden güzel eski Türk filmleri oluyor bu aralar. Bir de gündüzleri okuduğum keyifli birkaç kitap. Kitapları bir kenara bırakayım, onlar için daha geniş ve uzun bir yazı yazmaya niyetim var. Bugün eski Türk filmlerine dair oradan buradan söz etmek istiyorum, tabi izlediklerimin hepsine bu yazıda yer ayıramayacağım. Birinci kısım olsun bu :)

Osmanlı'nın son zamanlarından cumhuriyetin ilk yıllarına geçen süreçte ufak tefek kıpırtıları olmuş sinemanın bu topraklarda. Tüm dünyadaki gelişimiyle birlikte Türkiye'de de yerlisinden yabancısına birçok emektarın eli değmiş sinema bu günlere gelene dek. Düşük bütçeyle ve imkansızlıklarla örülü bir yol imiş onlarınki, anılara ve kitaplara bakıldığında birbirinden ilginç hikayelere rastlamak mümkün. Sinemada kameranın önüne sahne tozu yutmuş, son derece yetenekli isimler geçmiş yavaş yavaş. Sinema bu noktada tiyatrodan çalmış olsa da, ortaya hala hatırlanan, bulunduğunda kaçırılmayan yapımlar ortaya çıkarmış.

Bu hafta izlediğim filmlerde genellikle 1960'ların yapımlarını tercih ettim, sanatçı seçimim ise İzzet Günay, Türkan Şoray ve Öztürk Serengil oldu. Elbette filmden filme oyuncuların değiştiği görülüyor, lakin bu kadro dramda da komedide de çok iyi işler çıkarmış. Filmlere şöyle kısaca bir göz atalım:

Beni Osman Öldürdü (1963): Tüm dünya sinemalarında izlediğim en güzel komedi filmlerinden biri. İzzet Günay'ın oyunculuğu muhteşem. Öztürk Serengil, "abidik gubidik twist" şarkısıyla başladığı bu filmde, zengin iş adamının oğullarından tahtası eksik olanı canlandırıyor, bir süre sonra gerçekten tahtasının eksik olduğuna inanıyorsunuz. Türkan Şoray işini yapmaya çalışırken gönlünü kaptıran sekreterimiz. Ve lakin filmin sonunda güzel bir sürpriz bekliyor bizi. Bu filmde görebileceğimiz öyle değerli isimler var ki, baba rolünde Hüseyin Baradan, büyük evlat rolünde Ahmet Tarık Tekçe, damatlardan biri rolünde Vahi Öz, komiser rolünde Hulusi Kentmen, ve daha niceleri... Çağından beklenmeyecek bir doğallığı var bir de bu filmin, öyle çok fazla klişe görünmüyor bütün olup bitenler. 60'ların en iyi komedisi olabilir bu kanımca.

Ekmekçi Kadın (1965): Çok sağlam işlenmiş bir dram, konusu bilindik olmasına rağmen sonuna kadar nefesimi tutarak izlediğim bir film oldu. Filmin ilk sahneleri hiperaktif hallerime kurban gitti biraz, belki Türkan Şoray'ın canlandırdığı karakterin filmin hemen başında kötü bir iftira nedeniyle hapse mahkum oluşu canımı sıktı. Ancak film giderek hareketlendi ve sonuna kadar heyecanla izlenebilecek bir film olduğunu böylece anlamış oldum. Öte yandan, bu filmde Çolpan İlhan'ı da az biraz kötü kadın rolünde görüyoruz, sevenleri ayıran zengin lakin hasta kızımızdır kendisi. Türk sinemasının en bilindik kötü adamlarından Kenan Pars, bu filmde ne bütünüyle siyah, ne de büsbütün beyaz. Yine kötü adamlığını yapıyor sonuna dek, ancak bir kızının olması onu daha da ileriye götürüyor kötülük etmede. İzzet Günay dürüst ve sevdalı bir genci canlandırıyor, Efgan Efekan ise yeni mezun genç bir avukatı. Kadir Savun her zamanki babacanlığının en güzel haliyle bu filmde. İlk bakışta basit bir kötü adam, masum -anne- kadın hikayesi gibi görünse de akıcılığıyla kesinlikle izlenesi bir klasik oluyor bu film. Ha unutmadan, Mürüvvet Sim'in rolü oldukça şaşırtıyor insanı.

Öpüşmek Yasak(1964) : Kerametler ile Selametler diye bilinen, Şile'nin önde gelen ancak birbirlerine rakip iki aile, kendi yarışlarına çocuklarını da dahil ederse ortaya tam bir Yeşilçam şamatası çıkıyormuş. Bu filmde göz önüne çıkan oyuncumuz Öztürk Serengil daha çok, bir de Ajda Pekkan ne kadar güzelmiş öyle :) danslar şarkılar cabasıyken, sona doğru filmin beklenmedik bir konuya değinmesini de garip buldum şahsen. ve lakin mutlu sonu hiçbir şey gölgeleyemedi. :)

Şimdilik bunları yazayım istedim, ama son zamanlarda o kadar çok film izledim ki karıştırmadan vermek için biraz araştırma yapsam fena olmayacak. Keyifli günler dilerim.