Perşembe, Mart 24, 2011

bir müddet sonra...

merhaba,

çok bir 'sevgili günnük' başlangıcı oldu biliyorum ama içimden geldi neyleyim... uzun bir fasıladan sonra aklıma takılanları kısa kısa not edeyim diye döndüm eski sayfalarıma. özlemişim de şimdi ne yalan söyleyeyim. kısa bir zaman içinde değişip giden ne kadar çok şey olmuş. iş güç arasında bir tek dergiye vakit ayırabiliyordum, ama burayı da ihmal etmemem gerek, ilk göz ağrısı ne de olsa :) işe başladığımdan bu yana bir telaşla yaşıyorum her şeyi. bazen heyecanı yükseltebiliyor elbette bu durum, ancak çalışmayı, bir şeyler üretmeyi ne kadar özlediğimi fark ettim. birkaç ay sonra her şey daha da bir düzenli olduğunda aradığım sakinliği de bulacağımı umuyorum. kısmet diyelim.

çok inceleyemesem de etrafta olup bitenlerin hayli can sıkıcı olduğunun farkındayım. bir yanda bıçak insanların kemiğine dayanmış, seslerini çıkarmaya yeltendiklerinde başlarına gelebilecekleri göze almak durumundalar. öte yandan başka insanlar yüreklerini kendi menfaatleriyle, ceplerini paracıklarla doldurmayı kanıksamışlar. bombalar insanların suratlarında patlıyor, çocuklar açlıkla savaşıyor, doğal felaketler insan eliyle yapılanları ardından sürükleyip gücünü büyütüyor. dile getirince korkutucu geliyor kulağa. ama aslında pek de değişen bir şey yok insanın hayatında. tehlike hep yanıbaşımızda değil mi? belki sadece bu tehlikenin miktarı artıp azalıyor ömür içinde. sürekli korku halinde yaşamak elden gelmiyor, bir şekilde oyalamak, eğlemek lazım ruhları. ya da belki onca olup bitenden kaçıp sığındığımız bir şeyler olmalı. az önce bir haber sitesinde haberlere göz atarken birden içimin kararlığını fark ettim, o an arkada çok beğendiğim bir şarkı çaldığında kendimi kıyasıya kavga etmeye hazırlanmış taarruz halinde bir kişi iken omzuma dokunan yumuşacık elle siniri sıkıntısı dağılan biriymiş gibi hissettim. o an içimden geçen buydu; müzik olmasa, tiyatro olmasa, edebiyat olmasa, kısacası sanat olmasa şu dünya hakikaten çekilir yer olmazmış. insanların içinde hala bir parça içtenlik kalana dek sanat böyle  var olmaya, insanlığını içinde taşımakta direnenleri teskin etmeye devam edecek sanırım.

beni biliyor işte bu satırlar, güzel bir sese, bir parça müziğe, bir renge, iki çift söze kanarım, bunların peşine kapılır giderim kolaylıkla. bu aralar daha önce dinlemediğim müzik türlerine merak saldım, ilginç şeyler keşfetmekteyim. ayrıntılı şeyler yazacağım elbet buna dair, ne var ki, sanatıyla insanları hayata bağlayan değerli insanlara gönülden teşekkürleri sunabilmenin bir yolu olmalı. en iyisi bunun üzerine biraz kafa yormalı.

böyle işte... okuyana da düşünene de sevgiler olsun.