Pazartesi, Kasım 28, 2011

yeniden...

çok zaman oldu, çok sular aktı köprünün altından. hayat değişiyor, bir hissettiğimle bir diğeri bir değil her zaman.  hatta bazen zamanın akışı öyle hızlı oluyor ki; sen bir yerlerde herhangi bir işle meşgul iken, insanların hayatları, ülkelerin şekli, teknolojinin adımları, korkular, mutluluklar başka başka değişimlerden geçiyor. can sıkıcı şeyler oluyor sık sık,küçüklü büyüklü, bazen bahsi edildikçe daha da iç karartan cinsten. ama keyif veren şeyler de var, biliyorum, yaşıyorum, hissediyorum. sırf bunun için adımlamaya değiyor hayat.

günlerin oldukça durağan geçtiği sıralarda ıskaladığı neler olmuyor ki hayatın? tesadüfen başını kaldırıp bakmayınca göremiyor insan. çemberlere, çerçevelere sıkışmadan kalabilmek çok zor. deniyorum. başaramadığımız oluyor. uykuyu birkaç saat uzatabilmenin, güzel bir kahvaltı için dersi asmanın kolay olduğu zamanlarını geçince ömrün, pek de bir şey olmuyor aslında, aksine daha da mümkün oluyor bazı çizgilerle sınırlanmak. böyle zamanlarda kaçış yolunu bir parça müzikte, bir karede, güzel bir olayın gerçekleşmesini sabırla beklemekte, bir yudum kahvede, birkaç sayfa öyküde bulmaya çalışıyorum. zorunda kalmadıkça aylaklık hakkımdan (ki bu da tartışılır aslında) feragat etmemeye çalışıyorum, adamakıllı aylak sayılamasam da.  bir de özlüyorum çokça. gidemeyip hayalimde ikamet ettiğim topraklarda olduğumu düşlüyorum, bunu yapmak o kadar kolay ki, walter mitty görse gündüz düşlerinden utanır. dik binaların iki yanında sıralandığı geniş caddelerde kaybolup bir iki katlı evlerin dizildiği dar sokaklarda buluyorum kendimi. gördüklerimin her biri birbirinden âlem. kimin memleketi bilmiyorum, belki de benimkidir.

bunca kelamı peşisıra sıralamam bir sayıklamadan ibaret mi, bilemedim. yazmaya yeniden dönmek, yeniden sevdiğim şeylerden bahsedip, gördüklerimi aktarmak, hatta dinlediklerimi paylaşmak istiyorum. buradayım. merakınızı uyandırır, dikkatinizi celbederse beklerim.

şimdilik diyeceklerim bu kadar. son birkaç aydır dönüp dönüp dinlediğim, çok etkilendiğim bir müzikle kapatayım bu yazımı. müziğini çok ama çok beğendiğim "your hand in mine" adlı bir grup var, selanikli iki arkadaşın kurduğu kendi halinde sakin bir müzik grubu. wurlitzer organ, ukulele, toy piano, akordeon ve gitar ile sokak müziği diye tanımladıkları, huzur veren bir müzik yapmaktalar. türlerini french folk olarak tanımlasalar da, ileride film müzikleri alanında çok başarılı olacaklarının sinyalini veriyorlar. 1933 japonya yapımı, "every night's dream" adında bir sessiz filme, selanik bağımsız film festivalinde aldıkları bir teklifle bir soundtrack albüm hazırladılar ve oldukça beğeni topladılar.(film de youtube'da ingilizce altyazılı olarak bulunuyor, onunla ilgili ayrıca bir şeyler yazmak niyetindeyim)  bu çalışma 2008 yılında albüm olarak da yayınlandı.

parçanın adı "calendar". her dinleyişimde bana yukarıda bahsettiklerimi anımsatıp, zamanın geçişini hissettirdiği için müziğin ötesinde bir şeyler seziyorum bu eserde. keyifli dinlemeler!